Annenin Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annenin Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2016 Pazar

Ilkokul Maceralarımız


Bu tarz yazılara ay yine mi okul yazısı diyor olabilirsiniz. Ama inanın şu anda çocuğu 4-5 yaşında olan,yakında ilkokul velisi olacak anneler iiçin bu yazılar valla amme hizmeti. Keşke ben de önceden rastlasaydım da naif ,herşeyi ince ve pembe zanneden dünyam bu kadar sertleşmeseydi :)))

Normalde çevrenizi hayatınızdaki insanları seçiyorsunuz ona göre de etkileri oluyor. Ama çocuğunuz okula gittiği anda oradaki çevrenizi seçemiyorsunuz. Sizin gibiler var, bir de "bu insanlar cidden gerçek mi yok canım daha neler" olan var.

Bu gözler bu 2 sen de öğretmen masasından yazı sınavı yapılmış defterleri alıp sanki çocuğunun el yazısıymış gibi düzelten anneler mi görmedi, öğretmene yılbaşında lokum+yılbaşı çiçeği+altın alan anneler mi görmedi,gizli kurulan whatsup gruplarında öğretmenin doğumgünü hediyesi ne olacak tartışmaları mı görmedi( ki bu sene sıkı hazırlanıyorlar zannımca gökyüzüne isim yazdırıp havai fişek patlatacaklar), öğretmene gidip hocam dünkü soru da şurada takıldım nasıl yapayım diyen 30 küsur yaşında anneler mi görmedi.

Hahaha ama intikamımı çok pis almış olabilirim bu haftasonu. Öğretmen ödev olarak kartona Istanbul kartpostalları yapıştırın demiş. Ben ne yaptım. Whatsup grubuna ' Ay öyle ödev vermek olmaz,biz İstanbul'daki bir tarihin eserin maketini yapmayı düşünüyoruz "yazdım. Yarın okula gittiğimizde Sultan  Ahmet Camii'nin gerçeğe yakın halini göreceğime eminim. Ben 2 kartpostalı kartona yapıştırırken öbürlerinin maket yaparak bütün hafta sonlarını berbat ettiklerine eminim.
Nihohoho yaşasın kötülük:))))

Gökçe

14 Şubat 2016 Pazar

Veli Toplantımız


Bu pazar veli toplantımız vardı. Toplantı tarihi 14 Şubat. Toplantının pazar olduğunu duyan bütün çocuklar itiraz etmiş" Ama öğretmenim pazar günü Sevgililer Günü,anne babalarımız nasıl gelsin" komik olan bütün veliler buna çok güldü. Istinasız hepsi " Sanki şimdiye  kadar devamlı Sevgililer Günü kutladık da bugün sorun oldu toplantı olması" dedi.

Demek çocuklar analar babalar Sevgililer Günü kutlasın istiyorlar. Daha ziyade annesiyle babası birbirini sevsin ve belli etsin istiyor. Benim büyük oğlanda da farkediyorum,en ufak bişeyde sözleri hep" hadi aile aile film izleyelim,hadi aile aile Uno oynayalım, hadi aile aile şunu yapalım bunu yapalım" Oradaki aile aile kelimesi aslında konunun özü.

Bugün toplantıda yine öğretmeninizin sitemlerini dinledik. "Inanılmaz yaramaz ve söz dinlemezler " diyor. Gerçekten sınıfa giriyorum sınıfın içinde kovalamaç oynayanlar mı istersiniz,yere 2.80 uzananlar mı istersiniz. Hep aklımdan geçiyor bizde çocuktuk ama okulda davranışlarımız bu kadar çığırından çıkmış değildi. Ama sonra düşündüm biz sokak çocuklarıydık. Ben hava fırtına olmadığı sürece hergün sokağa çıkar oynardım. Eğer İstanbul'da sitede oturmuyorsanız çocukların sokağa çıkması daga nadir rastlanan bir olay.E bu çocuklarda okulu sokak gibi görüyorlar demek diye düşündüm. Üstüne bir de velilerin benim çocuğum herşeyi yapabilir tavrı tam tuz biber.

Bizimki bir devlet okulu ve veliler vu kadar öğretmene,müdüre,okula karşı söz dinlemez,kurallara uymaz bir tutum sergiliyorken,özel okullarda durum nedir merak ettim....

Mesela öğretmen çok basit bir kuraldan bahsediyor. Bunlar daha küçük ,0.5 kalem tehlikeli olabilir demişti okulun başında. Bende bütün kalemleri normal kurşun kalem aldım. Son 1 aydır oğlum devamlı söyleniyor" anne ben 0.5 uçlu kalem kullanmak istiyorum". Bende ısrarla sınıfın kurallarına aykırı diye kabuk etmiyordum. Bu hafta öğrendim ki sınıfın %90 çatır çatır kullanıyormuş ,bizimki de derste arkadaşından izin alıp kullanıp geri veriyormuş. Bu sefer buna da üzüldüm,çok katı davranışım demek ki kurallar diye diye. Bende aldım kalemi ama hala doğru mu yaptım hata mı ettim bilmiyorum.

Daha önemliama sınıfta bir çok öğrenci tarafından delinen kurallarda var,onlara kesinlikle uyuyoruz ama bazen önemsiz şeylerde kural esnetilebilir diye düşünüyorum şimdilik.....

Gökçe

11 Şubat 2016 Perşembe

Bakıcı Üzerine Konuşmalar


Büyük oğlum karşımda ateşli yatıyor,küçük içerde  mısın kırın ederek uyuyor. Bende kafa bir dünya.

İşe geri dönmeme 3,5 hafta kaldı. Ama geçen hafta aldığım telefon neticesi şirkette yeni gelişmeler olduğunu,belki geri dönemeyeceğimi öğrendim. Zaten dönesim yoktu sevinsem mi,sevinmesem mi bilemedim. Hayır eğer döneceksem daha bakıcı işini de halletmedim.

Kafamda deli sorular, oturup Serdar Ortaç dinleyesim var. Belki havamı bulurum.

Şu bakıcı işi cidden önemli. En yakın arkadaşlarımdan biriyle 4 gün arayla doğum yaptık,büyük çocuklarımızın arası da 3 ay. Onun ki kız ki ne kız:))) Doğduklarından beri aynı okullara gittiler,şimdi de aynı ilkokulda aynı sınıftalar. Hatta kız onları beşik kertmesi yaptığımızdan korkarak en son annesine doğduğumdan beri başka erkek görmedim yeter diye isyan ediyormuş.

Neyse bakıcı konusuyla alakasına gelicem. Bugün annesinin işi vardı,ikisini de okuldan ben aldım.
Bizim eve geldik. Canları istemedi ayrı takıldılar,kız da benim yanıma geldi muhabbete."ee Gökçe abla bakıcı işini naptın " dedi. " valla biz bir şey yapamadık da siz buldunuz di mi " dedim. " He bulduk ama benim içime hiç sinmiyor"dedi."hayırdır ? " dedim." Kadın hep gülüyor ,herseyi anlatırken gülüyor. Güleç olmak güzel ama bu fazla gülüyor. Bu kadar herseye gülümseyerek cevap veren bir insana güvenemem ben. Insan bazen suratta asmalı,ciddi olmalı " dedi. Tabi ben şok, kız baya karakter tahlili yapıyor. Işim ilginç tarafı devamlı gülümser sürat ifadesiyle dolaşan insanlardan ben de hazetmem,ben de bir şeyler sakladıklarını düşünürüm. Ilk defa bunu başka birinden hemde 8 yaşında bir çocuktan duymak garip geldi.

"  Benim gibi suratsız olsun yani " dedim. " Evet ben seni çok doğru buluyorum, sen hem gülüyorsun hem ciddi olmasını da biliyorsun. Hem sen bu aralar işe gitmek de istemiyorsun ,annem bakıcı parasını sana versin,sen iki bebeğe de bak " diyince baya güldüm.

Nedense kendimi hep bu konuda yalnız bulurdum. Yerli yersiz gülen insanlardan tek ben hoşlanmıyormuşum gibi kendim gibi birini bulunca baya mutlu oldum.8 yaşında bile olsa:))))


Gökçe

4 Şubat 2016 Perşembe

Haftasonu gelirken...

Bir haftayı daha tamamlamak üzereyiz.

Geçen hafta radarıma takılanlardan bazı seçmeler:


Geçen hafta gelen enteresan haberlerden biri, Barbie'ni yeni görünümü oldu.
Çok tartışılan mükemmel fiziğe sahip "Barbie" görünümü artık bazı değişikliklere uğramış ve tam 7-8 farklı çeşit Barbie piyasaya sürülüyor.



Curvy - yani kıvrımlı hatlara sahip bir barbie olduğu gibi, petite yani kısa boylu ayrıca farklı saç tipler ve renklere sahip barbie'ler geliyor.
Barbie bu değişimiyle geçen haftanın time dergisine kapak oldu.




Geçen hafta çok feci tatlı iki çocuğun resimleri çıktı karşıma.
Birincisi benim "Japon Amelie" adını taktığım şeker mi şeker bir japon kızının maceralarını konu alan foroğraflar.

Galerinin tamamına erişmek için : Link

İkinci olarak da evlerinde evcil hayvan olarak bir ördek besleyen ailenin çocuklarıyla ördeğin arkadaşlıklarının fotoğrafları. 

Galerinin tamamına erişmek için : Link


Bu haftalık da bu kadar, herkese iyi hafta sonları. 








2 Şubat 2016 Salı

Evcil Hayvan Sorunsalı



Küçük bir çocukken evde evcil bir hayvanım olsun isterdim ama bizimkileri bir türlü razı edemezdim. Sonra sokakta bir yavru kedi beslemeye başladım. Adını da Pamuk koydum. Pamuk'u yavaş yavaş eve alıştırdım ,  annem razı oldu gibi ama babamı razı edemedim bir türlü. Kediyi gündüz eve alıyorum ,babam gelmeden sokağa çıkartıyorum. Gel zaman git zaman babamı da razı ettim. Pamuk evimizin ilk kedisi,hatta babamın biricik göz ağrısı oldu. Pamuk dişiydi. E aylar geçti hayvanın çiftleşme mevsimi geldi,annem tutturdu günah hemen kısırlaştıramam mürüvvet görelim diye. Bizde 4 yavruya mürüvvet gördük,Pamuk sonrasında kısırlaştırıldı. Ama bizdeki kedi sayısı bir anda 5 e çıktı. Sonra yıllar geçti kediler öldü ama biz yazık annemiz dedik,ay yazık kör dedik eve aldık. Evdeki kedi sayısı hiç 3 ten aşağıya inmedi. Taaa ki babamın vefatına kadar. Annemde şimdi tek kedi var. O da benim bebelerden hiç hazmetmiyor. Biz geldik mi evde kaçacak delik arıyor.

Bunları niye anlattım. Tarih tekerrürden ibaret misali bizim oğlan deli gibi evcil hayvan istiyor. Ama zamane gençliği işte, İguana istiyor. En son gittik bir dükkana  İguana baktık. Ben elime alabiliyor muyum elleyebilir miyim diye baktık. Malum hayvancagızın bakıcısı ben olucam sevicisi çocuklar olacak.

Sonrasında benim hamilelik oraya çıktı İguana alma işi kaldı. Hatta büyük oğluma hamileliğimi ilk söylediğimde " Ne gerek vardı kardeşe,İguana alacaktık ya" bile dedi.

Sonrasında bebek geldi,biraz büyüdü. Bizim İguana konusu yine açıldı. Ama ben kendime 2 çocuk+ 1 İguana konusunda güvenmiyorum.

Ne yapacağız diye düşünürken ,evcil hayvanımız bizi kendi buldu,bir Martı. Bu çok kar yağdığı zamanlarda  camın önüne ekmek koymuştum. Bu şapşik bizi bellemiş ordan. Şimdi her sabah geliyor cama tıklamıyor. Azıcık havada uçar vaziyette uzak duruyor. Ben ekmekleri koyuyorum ,geri çekiliyorum. O da yiyip gidiyor. Arada menü değiştirip simit falanda veriyorum ama. Şimdilik herkes bu durumdan mutlu,evcil bir hayvanımız var. Bakıcı ararken artık 2 çocuk+  1 Martı'ya bakacaksa şartıyla  bulmam lazım .

 Gökçe

31 Ocak 2016 Pazar

Bir Sünnet Macerası



Yaklaşık 1 haftadır blog için ne yazı yazabildim,ne de ilgilenebildim. Erkek analarını ilgilendiren bir konuyla meşguldüm; "Sünnet"

Büyük oğlum doğduğunda sünnet yaptırmayı düşünmemiştim. Sonra 2 -6 yaş arası olmaz dendi.6 yaşından sonraki zamanda da ben cesaretimi toplayamadım. Zaten artık baya esprilere maruz kalmaya başlamıştım konu hakkında .

Konu benim için şöyle sıkıntılıydı. Büyük oğlum kolundan kan bile aldırmıyor. 3 kişi çığlık çığlığa bağıran çocuğu zor zaptediyoruz, o kadar ki çok hasta olduğunda bile şu kanda mikrop var mı diye bakma işlemi en son çaredir bizim için.

Küçük oğlum 3 aylıkken ( ki kendi 6 aylık şimdi) doktoru, bir kontrol sırasında "Sanırım sizin acil sünnet yaptırmanız gerekecek" dedi. 1 hafta sonra çocuk cerrahına randevu verdi, o da baktıktan sonra "evet, sünnet edelim" dediler. Büyük  oğlum bunu duyunca "Bebek benden önce mi sünnet olacak olmaz öyle şey önce ben olucam " diyerek bize küçük çaplı bir şok yaşattı. Sonra doktorla konuştuk,onun da istediği ufak çaplı yeni asgari ücretten fazla ücreti duyunca 2.bir şok yaşadık. Malum eskiden bu işi berberler yaparmış ki en yakın arkadaşlarımızdan biri bize şöyle bir teklifle geldik. Bursa'da meşhur bir berber varmış, adamın şimdiye kadar 20.000 sünneti varmış hemde 150 try. Fiyat çok uygun  hem gider işimizi hallederiz hem hamam sefası yaparız dediyse de biz çocuk cerrahı araştırmaya devam ettik.

Bu sırada bu iş nasıl olacak diye içim içimi yiyor tabi. En son etrafıma "Ama adı üstünde sünnet farz değil ki, yani yapılmasa olmuyor mu" diyordum:))) Neyse bulduk  bir doktor daha. Hem ünü iyiydi hem fiyatı kısmen daha iyiydi. Başladık geri sayıma. Geçen cumada karar kılındı. Ilginç olan eşimle ben ne kadar heyecanlıysak oğlum o kadar rahattı. Birde narkozlu olmasına karar verdik sünnetin. Lokalde heyecan yapabilir diye düşündüm. 

Sabah gittik çarçabuk çocuğu aldılar ameliyathaneye götürdüler. Biz de kapıda beklemeye başladık. Yalnız kapıda beklerken " Allahım şükürler olsun ki başka bir şey için değil, sünnet için bu kapıda bekliyorum" diye düşündüm. Çok kısa sürede "Oldu da bitti maşallah" diye çocuk çıktı. Biraz sersem gibiydi ama ne ağladı ne etti. Öğleden sonra da hoplayıp zıplıyordu. Hayır anlamadığım konu kan aldırmaya böyle tepki veren çocuk sünnete nasıl tepki vermemişti. Gerçi üzümü ye bağını sorma misali,bunu da böyle atlattık dedik geçtik.

Tabi sonrasındaki iki artçı şok daha yaşadık. Ilk olarak  doktor geldi bebeğe baktı ve "bu sünnet olmaz ,6 yaşında gelin siz" dedi.2.olarak da bizimki biraz keyfi yerine gelince "e düğünü ne zaman yapıyoruz" dedi. Biz bir anda ne düğünü olduk ki  cevap gecikmedi "tabi ki sünnet Düğünü"...

Şimdiye kadar bütün sünnet düğünlerinde dalga geçip kafa bulduğum bütün sünnet anneleri,artık sıra size geldi. Benle dalga geçmeniz için hepinizi bizim sünnet düğününe bekliyorum. Etme bulma dünyasıydı değil mi:))))


Gökçe

21 Ocak 2016 Perşembe

Haftasonu gelirken...





Bir haftanın daha sonuna doğru yaklaşırken geçen haftalarda radarıma takılan şeylerden bahsetmek istedim biraz.

Öncelikle beni heyecanlandıran ve  sevindiren bir haber, bayılarak izlediğimiz dizi "Friends",yeni bir bölümle onca yıl aradan sonra tekrardan geliyor. Sadece bir bölüm ama olsun o da yeter, eminim çok güleceğimiz ve çok duygulanacağımız sahneler bizi bekler. Bir de inşallah haber sahte haber falan değildir, öyleyse ben bir güzel kanmış durumdayım...





Mad men dizisini izlediniz mi bilmiyorum ama oradaki başrol hatunlarından biri olan,  mütemadiyen "bu kadınsa ben neyim" dememize yol açan January Jones, instagramda çocukluk fotoğraflarını paylaştı. Çirkin ödrek yavrusu masalını bu kadın için yazmışlar. Yani bir çocuk olarak gene sevimli tabi o ayrı hatta çok sevimli ama bu güzelliğe dönüşebilecek olması şahsen benim için çok şaşırtıcı. neredeeen nereeyye....
January Jones kid
January Jones bebekken


January Jones Red Carpet
January Jones şimdilerde



Bu videoya bayıldım bayıldım, sevimli bebeğe ailesi güvenmiş etmiş ve baya bildiğin kaykayı vermişler. Bebek de bir güzel kullanıyor.  Evde oğlanın kaykayını kıza mı versem hafiften diye düşünmeye başladım. 




Şarkıcı Pharrel Williams( hapyy şarkısıyla yüreklerimize taht kuran)'ın muhteşem  evinin resimlerine maruz kaldım. Bayıldım. Buyrun buradan



Ünlü ressam Frida Kahlo'nun çok çektiği ve hayatını deyim yerindeyse mahveden kocasına yazdığı bu satırlardan çok etkilendim. Onun için de buraya


Son olarak haftanın şarkısı bizim evde klibiyle tüm aileyi ayağa kaldıran yeni Coldplay "the adventure of a lifetime" şarkısı. Maymunlarla beraber dans ediyoruz biz de evin salonunda.





Herkese iyi haftasonları, hayalleriniz gerçeğiniz olsun....

Ceren

18 Ocak 2016 Pazartesi

Planlı Yaşam


Ilk okul 2'ye giden oğlumla ödev yüzünden ciddi ciddi başımız dertte. Ödev yapmak istemiyor kısa da yapsa,molalı da yapsa,eğlenerek de yapsa,somurtarak da yapsa yapmak istemiyor.

Ödev biraz uzayınca başlıyor gözünden sicim gibi yaşlar akmaya. Şımarıklık,yaramazlık gözyaşları değil görüyorum içten gelen,gerçekten yapmak istememe gözyaşları. Bazen bırakıyorum yaptırmıyorum. Ama bu sefer haber geliyor öğretmen ödev yapmayanları tahtaya dizdi ,kızdı diye. E bu sefer ona üzülüyorum.

Ben üniversite sınavında ilk %2 lik dilimdeydim. Ama Boğaziçi'ni kazanamamıştım. Bu yüzden annem 1 hafta surat asmıştı . Ahdım vardı çocuğum nasıl okursa okusun karışmayacağım,mutlu olacağım diye. Ama kazın ayağı öyle olmuyor. Çocuk yapmayınca,yapamayınca da içim içimi yiyor

Yaptırsam bağırış çağırış. Neyse bu hafta da planlı çalışmayı deneyelim dedik. Oturduk saat saat plan yaptık. Şu saatte yemek .şu saatte ödev ,şu saatte oyun vs diye.Güya plana uyuyoruz bu seferde elimizde saat hayda saat şu oldu şunu yapacağız,saat bu oldu bunu yapacağız .

O hafta tam denk gelmiş. Hayat bilgisi dersinde de planlı yaşam konusu işleniyormuş. Baktım bizimki kitabı doldurmuş planlı yaşamla ilgili. Bir yerde de haftalık plan yapın denmiş. Bizimki de yapmış.



Resmi görünce baya güldüm. Dedim ben napsam boş,oğlanın plandan anladığı bu demek:)

Ne diyelim su akar yolunu bulur .

Gökçe

14 Ocak 2016 Perşembe

Bugün cuma ve benim doğumgünümmmmmm


Bugün cumaaaaaa

Ama benim için bir özelliği daha var,bugün benim doğumgünüm:)))
Tam tamına 37 yaşına giriyorum. Burada ciddi bir vay anasını demem lazım, 40'a ne kaldı yahuuuu....
Normalde bu akşam doğum günü yemeğine çıkacaktık ama çocukları satacak yer bulamadığımız için benim yaptığım yemeklerde evde doğum günü  yemeğini yiyeceğiz görünüyor.

Bende sonrasında da pek plan yok ama sizin için hafta sonu fikirlerim mevcut.
Istanbul'da olanlar için pazartesiden itibaren kar geliyor .O yüzden bu hafta sonunu iyi değerlendirin derim.


Bir kere CNR da Uluslararası Anne Çocuk Fuarı var. Ben ilk oğluma hamileyken gitmiştim. Baya bir broşür,numune ve ıvır zıvır almıştım. İlk bebeği bekleyenlere güzel fikirler verebilir.

Bu hafta sinemalara yeni bir film geliyor;"Iyi Bir Dinazor"


Disney Pixar’dan "İyi Bir Dinozor" şu soruyu soruyor: Ya dünyayı sonsuza dek değiştiren o meteor gezegeni tamamen ıskalasaydı ve dinozorların soyu asla tükenmeseydi? Pixar, Arlo isimli bir Apatozorun sıra dışı bir arkadaş edindiği dinozorlar dünyasında destansı bir yolculuğa çıkartıyor. 
Vizyon tarihi: 15 Ocak 2016

Ben ayrıca bunun için bir yazı yazacağım ama gitmediyseniz kesinlikle Uniq Istanbul daki  The Zone Harika Natematik sergisine gitmelisiniz.
matematik sergisi
Uniq Istanbul

Eğer izlemediyseniz, çizgi film Ters Yüzü izlemelisiniz, hatta izlediyseniz de bir daha izleyebilirsiniz.


Bu arada biz Harry Potter'ın yeni resimli bas kitabını aldık ,çok beğendik. Şiddetle bütün Harry Potter severlere tavsiyemdir.

Harry Potter ve Felsefe Taşı


Mutlu Haftasonları

Gökçe


6 Ocak 2016 Çarşamba

Veeee Bakıcı Maceralarımız Başlar

Malum işe başlamama 2 ay gibi bir süre kaldı.İlk çocuğumda 1 yaşındayken işe başlamıştım.Sonrasında da babaannemiz bakmıştı kreşe gidene kadar.Ama daha bizim 2.çocuk portakalda vitamin bile değilken bu sefer babaannenin bakmayacağı belliydi.Kadında haklı o da artık kendi hayatını yaşamalı.

Ben hummalı bir bakıcı arama tarama çalışmaları başladı haliyle.Ben ajanstır aracı kurumdur son çare olarak başvurmayı düşünüyorum.Şimdilik sağa sola haber saldık ordan çıkanlarla görüşüyorum.

En çok akılda kalan 2 tanesini  paylaşmak istedim ki sizde bakıcı ararsanız günün birinde tecrübe olsun.

İlk görüşmeye gelen iyiydi güzeldi ama kendisi 5de evde olmalıydı.5 te evde olmak içinde 4 de bizim evden çıkmalı.E şöyle bir düşündüm İstanbulda hangi özel sektörde çalışan insan  4 de evinde olabilir ki.Varsa direk iş başvurusunda bulunmak istiyorum zaten.Böylece bu adayımız direk elendi.

2.gelen adayımız çok profesyoneldi.Öyle ki soruları o sordu ben cevapladım daha ziyade.
Zaten benden 2 yaş büyük olmasına karşın benden 10 yaş küçük göstermesi benim için başlı başına bir yıkım oldu.

Bir ara öyle genel ev işlerine yardımcı olur musunuz dedim."Öyle kahvaltı masası falan toplarım ihtiyaç olursa "dedi. En son kendimi ben ona yaranmaya çalışırken buldum,içimden kendime dur napıyorsun dedim.

En son söylediği fiyat bizim bütçemizin üstünde gelince `İyi tamam karşılıklı düşünürüz`diye uğurlarken `Benim düşünecek bir şeyim yok siz düşünün ` diye gayet havalı bir evden çıkış yapınca acaba babaannemize yalvarsam 2.ye de bakar mı diye düşündüm.

Bu bakıcı aramada daha çok maceralar bekler beni gibi....

Gökçe

3 Ocak 2016 Pazar

Senin annen benim, çocuğum!


Hiç sizin de başınıza geldi mi, dört gözle beklediğimiz "anne" kelimesini bebeğinizden duyma mutluluğunu müteakip, birden bunu sadece size söylemediğini fark etmek?

Bizim kız maşallah bakıcımıza da anne deyip deyip sarılma halinde, babaanneye de zaman zaman anne diyor. Bir yandan seviniyorum, ne güzel demek ki bebeğim mutlu ve seviyor bakıcısını.
Allahtan ikinci çocukta bunu yaşıyorum, çocukların eninde sonunda anneye kaldığı bilincinde olacak kadar tecrübeliyim ama yine de yine de içim içim biraz bozuluyorum.

Çok da yoğun çalışmıyorum hani hiç mesaisi olmayan , hafta sonu çalışmayan "şanslılar"danım sonuçta.
O kadar da ayrı kalmıyoruz.

Geçen bizim oğlan durumu fark etmiş ve kardeşine "Hayır, o senin annen değil" diye söylenmiş.
Bakıcımız da çok takdir ettiğim bir açıklamada bulunmuş : "Merak etme, şurada daha en fazla bir kaç ay daha böyle der sonra ayırt eder "
Ne yalan söyleyeyim bu açıklama kendime yapılmış gibi mutlu oldum ben,içimden "öyle değil mi" diye gülümsedim:)

Sizlerin de benzer saçma kıskançlıkları oluyor mu?


Ceren

24 Aralık 2015 Perşembe

Haftasonu gelirken...


Bir hafta daha cumartesiye geldik. Sizler bu hafta sonuna neler planladınız?



Bizim planımızda 8 yaşındaki oğlumuzun okulundaki kış festivaline katılmak var. Pazar gününe muhtemelen bir aile kahvaltısı ve öğleden sonra da eğer ödevlerimizi bitirebildiysek ufaklığı da alıp bir yerlere gideriz.
Maalesef İstanbul'da plan yapmak trafik çilesi yüzünden pek de hoş olmuyor, ya sabahın erken saatlerinde bir yere gitmek lazım ya da evin yakınlarında gezinmek lazım.


Bu arada, benim için geçen  haftanın keşifleri , ilgimi çekenler aşağıdakiler oldu:



  • Çok çok güldüğüm bir video, instagram ünlüsü olan kadınların kocalarının neler çektiğini anlatan bu video oldu:)





  • Harry Potter'ın devamı niteliğindeki filmin yeni Trailer'ı yayınlandı.

(En çok tartışılan nokta siyahi bir Harmonie olması)







  • Star Wars ile ilgili çok ilginç bir belgeselin Trailer'ını izledim ve çok hoşuma gitti:





  • Duygu Özaslan'ın yılbaşı makyajı videosu







  • Takibe başladığım yeni instagram hesapları:


CimkediEbruzulfikaroglusvartvirandighayalleme




  • Hala okumaya çalıştığım zamansızlıktan ancak yarısına geldiğim kitap: Karanlık yerler
  • Babil com da biribirinden guzel 10 kitap, 9,90 try.



  • Muzisyenanne  Ahu Kahraman Yildirim  27 Aralık pazar günü 15:00-17:00  saatleri arasında Trump Alışveriş Merkezinde  çocuklarla müzik yapacakmış.

  • Vizyondaki filmlerden de  11.12` den beri vizyonda olan "Pan" filmini öneriyoruz.Filmin konusunu merak edenler için : "İkinci Dünya Savaşı döneminde Londra'daki bir yetimhanede yaşayan Peter 12 yaşında bir çocuktur. Peter bir gün bir uçan gemi tarafından kaçırılır ve türlü zorluklar sonrasında kendisini Neverland adında uzak ve büyülü bir dünyada bulur. Peter burada eğlence ve tehlikenin türlü yüzüyle tanışacak ve sonunda onu kahraman olmaya itecek gerçek kaderiyle yüzleşecektir."


Herkese harika bir hafta sonu dileriz:)










15 Aralık 2015 Salı

Neden Japon Çocukları Daha Bağımsız?



Geçen yabancı internet sayfalarından birinde Japonya da çocukların niye daha bağımsız olduğuna dair bir yazı vardı.Yazı da Japonya'daki ebeveynlerin 3-4 yaşında çocuklarını bakkala çakkala göndermeye başladıklarını,7-8 yaşında çocukların tek başlarına metroya binip okula gidip gelebildikleri anlatılıyor.

Bunu okumak bile içimi daraltmaya yetti.Sonuçta 7,5 yaşında oğlumun metroya tek başına bindiğini indiğini düşünemiyorum.

Evimizle  okulun arası 1 km falan.Ama okula giderken 1 işlek cadde, 1 de kısmen işlek bir ara sokaktan karşıdan karşıya geçmek gerekiyor.

Ilk servise verdim ama bu kadar kısa yol için 220 try istediği yetmiyormuş gibi( hesap yaptım her gün taksiye gidip gelse çocuk daha ucuza geliyor) birde çocuğu aldıktan sonra tekrar tam tersi istikamete gidip dolaştırıyor da. Normalde 9 a 10 kala yürüyerek okula gitmek için evden çıkmak yeterliyken servis 08:30 da alıyor.

Bende servisten aldım ,her gün okula kendim bırakıp aksam kendim alıyorum.Ama inanılmaz bir yorgunluk.Hatta yurt dışında doğup büyüyen bir arkadaşıma bunu anlattığımda verdiği tepkiyi hala unutamıyorum.

Tamam böyle bakınca çocuk hadi bu sene olmadı ama seneye kendi gidip gelebilmeli gibi  ama seneye  de kendi gidip gelmesine izin veremem gibi duruyor.Bu noktada ikileme  düşüyorum.Hem çocuğun özgüvenli yetişmesi lazım hem de koskoca şehirde hep koruyup kollamak lazım.

Yine okuduğum bir kitapta yazarın iddiası "Süpermen Türk olsa pelerinini kesin anası  takardı" idi.Yani evet Türk anası anaçlığı diye bir şey de var.Modern olsun olmasın,okumuş olsun olmasın her  Türk anasının içinde çocuğu üniversiteye bile gitse "Ay yavrum terlemişsin,dur sırtına mendil  koyayım" cümlesini kuracak bir panter bekler.

Aynı yazı da Japon ebeveynlerin New York veya Londra'da buna kesinlikle izin vermeyecekleri ama Japonya güvenli olduğu için izin verdikleri yazıyordu.Acaba İstanbul'u görseler ne düşünürlerdi.

Peki başladığımız nokta da hem özgüvenli hem de korumakla olarak bu çocukları büyük şehirlerde nasıl yetiştireceğiz....

Gökçe


9 Aralık 2015 Çarşamba

Emzirme Günlüğü



4.ay kontrolümüzde doktora gittiğimizde bebeğin çok az kilo aldığını görmüştük.Doktorla anlaşmam 10 gün kadar sütü arttırmaya çalışmak,10 günün sonunda aldığı kiloya göre mamaya başlamak zorunda kalabiliriz demişti.

Bende o can havliyle süt arttırıcı ne varsa denedim.Sırayla ürünleri değerlendirecek olursam ;

Lactamil


Ben bu ürünü ilk defa denedim.Tadını hiç beğenmeyen de var çok beğenen de.Tadı muhallebi gibi o yüzden yenmeyecek bir şey değil ama sütümü çok arttırdı mı ? Yani olsa takviye olur ama olmayınca da aman aman değil.

Mamsel Still Tea


Humana bulamayınca bu markayı aldım.Öz olarak aynı ama sanki Humana'nın kıvamı daha yoğunda o da sanki psikolojik olarak daha etkiliymiş hissi yaratıyor insan da.Ben kahvaltı da gün içinde çay yerine devamlı bunu içtim.

Kuruyemiş,kayısı hoşafı da yaptığım şeylerden biriydi.

Gelelim bence esas sütü arttıran 2 şey:

Boza ve dinlenme


Boza içtiğimde sütte ciddi artış oldu.Sevseniz de sevmeseniz de süt olsun diyorsanız boza için derim ben.

Genelde emziren annelere en tavsiye edilen şey uyumaktır.Benim pek öyle bir şansım yoktu ama hayatımı rölantiye alıp mümkün mertebe uykunun getirdiği dinlenme hissine yaklaşmaya çalıştım diyelim.

Bıraktım ev dağınık kaldı,misafir kabul etmedim,aman her şey tam olsun demedim ama sonucunda 10 gün sonunda bebeğim istediğim kiloyu aldı.Şimdilik mamaya başlamıyoruz.


Gökçe


7 Aralık 2015 Pazartesi

Devlet Okulu Maceramız, Bölüm 2

Bugün niyetim bambaşka bir konu yazmaktı ama sonuçta gün başka konularla geçti,benim kafa hepten başka şeye dağıldı.Daha önceki yazımda belirttiğim  gibi oğlumu devlet okuluna vermiştim.Ve hala doğru bir karar mı değil mi diye kafamda soru işaretleri vardı.



Bugün bambaşka bir şeye karar verdim.Gerçekten önemli olan devlet okulu,özel okul değil ya da sosyal aktiviteler imkanlar da değil,ya da ne biliyim çok iyi eğitim araç gereç,konferans salonu ,kütüphane falan da değil.Önemli olan öğretmen; kendisinin bir lise öğretmeninden ,bir ortaokul öğretmeninden farklı olması gerektiğini bilen,çocuğa eğitim hayatıyla ilgili ilk ve en kalıcı temeli verdiğini bilen,bir bayan için çok rahat bir meslek diyen annesinin seçimiyle değilde kendi seçimi ve isteğiyle öğretmenliği seçmiş  ve "evet ben bu küçük çocuklarla uğraşabilirim"diyecek olan bir öğretmen.

Okulu "aaa çok güzel konferans salonu var "diye seçmeyin siz çocuğunuzu okul dışında da panellere,söyleşilere götürebilirsiniz ya da "devlet okulu ama iyi bir kütüphanesi var" diye seçmeyin siz zaten bilinç bir ebeveynseniz o kütüphaneyi kendi evinizde de kurabilirsiniz.

Burada en önemlisi çocuğunuza ilk hayranı olacağı,ilk örnek alacağı ,ilk en çok seveceği öğretmenini vermeniz.

Bu yüzdendir ki benim içimde çocuğuma bunları verememiş olmak uhde kalacak.Bu yüzdendir ki 3 aydır okula her gün belki resim kolu bugün seçilir ve ben resim kolu olurum diye okula giden oğluma artık " e ne oldu öğretmenin kolları seçti mi " diye sormaktan vazgeçmem  ya da 15 gün sonra yapılacak okuma yarışmasına harıl harıl kendince hazırlanan " anne ben de baya iyi okuyorum , bence bu sefer kesin beni de seçer " diye ümit eden oğluma " yok kuzum o senle uğraşmaz eline hazır uğraşmadan gelen kuzuları seçer " diyemeyip ,o gün geldiğinde acaba nasıl teselli ederim diye düşünmem...

Velhasıl kelam bırakın okulun bakımlı,gösterişli binasını,bırakın harika sosyal faaliyetlerini,bırakın gösterişli spor salonunu ,siz iyisi eline gelen öğrencilerini severek okutacak bir öğretmen bulun .....

Gökçe

30 Kasım 2015 Pazartesi

Günlükler Serisi : Saçmalamalar




Lisedeyken dil kursu için Viyana 'ya gitmiştim.Sokaklarda bana en ilginç gelen şey sokakta tek başına yürüyen insanların kendi kendilerine konuşmalarıydı.Yıl oldu 2015 ve ben artık Istanbul sokaklarında da rastlıyorum bu tür insanlara.Konu şimdi nereden çıktı derseniz 4 aylık bebeğimi yağmur çamur ,güzel hava demeden her gün sokağa çıkarıyorum hava alması için.Bazen yanımda biri oluyor bazen yalnız oluyorum.İşte o yalnız olduğum zamanlarda fark ettim ki ;evet kendi kendime dıştan konuşmuyorum ama beynimin içinde resmen kendi kendime bir diyalog yaşıyorum.Kendim konu açıyorum ,sorular soruyorum,cevaplar veriyorum ,yorum yapıyorum,yok canım öyle değildirlere geliyorum ya da tam tersi kendimi iyice gaza getiriyorum.

Bari bir kısmını buraya yazayım da beynimde yaşadığım çakma diyalog monologlar gerçek diyaloglara dönüşsün.Bir de bende zaten tek bir konuya odaklanamamak vardı,doğum sonrası bu iyice tavan yaptı.Bir konuyu düşünmeye başlıyorum 5 dakika sonra kendimi bambaşka bir konuda buluyorum ,o konuya nasıl geldiğimi de hatırlamıyorum .Bugünkü 1 saatlik yürüyüşümde kendini yine konular arası zıplarken buldum.

Benim 2 oğlum var. Nedense 2. de erkek olduğunu söylediğim her zaman karşı taraf önce bir sessiz kalıyor,sonra olsun hayırlısı diyor.Benim için cinsiyetim hiçbir önemi yok ,1. de de 2. de de hiç içimden cinsiyeti şu olsun diye geçiremedim. Benim için sağlıklı olsun yeterdi. Ama anlamadığım, biz tersine erkek seven  bir toplum değil miydik?( ki ben buna kesinlikle ve kesinlikle karşıyım önemli olan sağlıklı iyi insan olsun) e bana gelince iş niye değişti de kız doğuramadığım için herkes bana acıyan gözlerle bakıyor:)) Hatta eşimin bir akrabası olayı bir adım öteye götürdü.2.de erkek deyince 'A öyle mi?E napcan , o da evlat' dedi. İçimden e iyi  doğru o da evlat atmayayım da bakayım bari bende ona diye geçirdim. Konuyu devamlı kafamda döndürdüğüme göre kadına cevap verememiş olmak bariz rahatsız etmiş beni.  Evet büyük olan 1,5 yaşındayken fışfış kayıkçı oynarken gözüme kafa atıp , morartmış olabilir,küçüğü daha geçen hafta emerken rahat durmayıp tam retinanın altından gözümü çizmiş olabilir ama erkek anası olmak da güzel ya. Kız evlat evet anneye biraz daha yoldaş olabilir ama belki benim oğullarım da bana yoldaş olur:)

Bu aralar kafamda en çok dönen konu bakıcı konusu zaten.Mart ayında işe dönüş vakti görünüyor.Dolayısıyla bakıcı konusu baya gündemimde.Kimi bulucam,nerden bulucam,ne beklemeliyim , ne beklememeliyim.Kafamda görüşmede soracağım sorular dönüp duruyor.Yalnız bugün yine bunları düşünürken konuya  nereden geldim bilmiyorum ama "Jeniffer Garner -Ben Affleck çocukların dadısı yüzünden boşanması "konusuna geldim.Bakıcının resmini görmüştüm,bir insan çocuklarına dadı olarak öyle birini mi alır.Hiç mi bulamadım şöyle orta yaşlı,temiz,gözü tok ,sevecen,tonton bir dadı.Hadi sen cahilsin ,koskoca Hollywood starısın ama gerisi tın ,hiç mi anan bacın yok seni uyaracak.Kızım bu film artisti gibi ,bundan bakıcı mı olur kimse demedi mi sana.Hayır ben o kızı değil dadı diye eve sokmak, Istanbul'un en iyi semtinde 120 metrekare evi 50.000 ya verseler ama komşun bu kadın olacak deseler evi bile almam ben ki Ben Affleck değil gayet ortalama bir Türk erkeğiyle evliyim :)))

Ya işte konudan konuya atlamaktan kastım buydu.Bıraktım kendi bakıcı derdimi düştüm Jennifer'ın bakıcı derdine.O sırada zaten benim yürüyüş bitti , eve döndüm.

Gökçe

26 Kasım 2015 Perşembe

Eyvah Bebeğim Kilo Almamış !!!


Bizim ufaklık geldikten sonra içimde hep bir telaş ,dışımda hep bir koşturma var.Hem yeniden küçük bir bebeğin annesi olmaya ,hem 8 yaşında büyük bir çocuğun annesi olmaya ,hem evi ihmal etmemeye ,hem doğum izninde bile olsam gerektiğinde iş arkadaşlarıma destek olmaya , hem gezmeye dolaşmaya, hem arkadaşlarımla görüşmeye ,hem ona  hem buna diyip uzayıppp giden bir listeyi yerine getirmeye çalışıyordum.Ama anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş.

Dün 4. Ay kontrolümüzde doktorumuz bebeğin sadece 200 gr aldığını, anne sütüyle beslenemediğini söyledi.Filmlerde olur ya bir anda arka fonda hava karardı,gök gürleyip şimşekler çakmaya başladı bende.Mamaya başlayabilirsin dedi.Ben tabi ki hayır dedim ve 1 hafta sonra görüşmek ve bebeğin kilosunu tekrar kontrol etmek ,eğer yine kilo almadıysa bu sefer mamaya başlamak üzere anlaşarak oradan ayrıldım.


Ilk olarak bir alışveriş merkezine gidip süt artırıcı ne kadar besin varsa aldım.Sonra ikiz kızlarını tam 24 ay emzirmiş olan yakın arkadaşımı aradım,onun verdiği akılları da aldım:)))
Onun 24 ay ikiz emzirme macerası da bambaşka bir yazı konusu.



Bu arada neler aldım;

-Daha önce Humananın süt arttırıcı çayını kullanmıştım.Şimdi Mamsel diye bir markanınkini aldım.

-Lactamil emziren anneler için sütlü içecekten aldım.Daha önce hiç kullanmamıştım..

-Dereotu,yeşillik aldım.

-Allah'tan tam mevsimi , bozaya ağırlık vereceğim.

-Yine bir arkadaşım kefir getirmişti,tam gaz onu yapmaya başlayacağım.

-Badem,ceviz,kayısı,kuru üzüm ,pestil,hurma  aldım.

Tabii en önemlisi bol su içiyorum.Bebek gak dese meme veriyorum ,guk dese meme veriyorum.


Ve tempomu çok yavaşlatmaya karar verdim.Şu anda önceliğim sadece bebek ve büyük oğlum.Geri kalan her şey biraz beklemek zorunda.

Bir hafta sonunda kullandığım ürünlerle ilgili sizi bilgilendireceğim.
Peki siz süt artışı için neler yapıyorsunuz ? Ya da neler yaptınız?

Gökçe



22 Kasım 2015 Pazar

Bir süper güç seçme hakkınız olsaydı?



Oğlumla zaman zaman yaptığımız bir geyiktir: "Bir süper güç seçme hakkın olsaydı ne olurdu?"
Oğlum genelde "uçmak","çok güçlü olmak" veya en sofistikesinden "görünmez olmak" gibi güçlerden yana kullanır şansını.
Ben de eskiden beri aklımda kalmış, anne olduktan sonra her gün düşündüğüm ve delicesine arzuladığım bir süper gücü söylerim hep:

"Zamanı durdurmak"

Yaşımı ortaya koymak gibi olmasın ben ortaokuldayken bir dizi vardı. Adı "başka bir gezegenden" ya da onun gibi bir şeydi.
 Baş kahramanımız babası uzaylı olan ama kendisi elbetteki Amerika'da yaşayan bir Eve adında kızdı. Babasını hiç görmüyorduk sanırım, babasıyla odasında bulunan geometrik şekilli bir alet üzerinden konuşuyorlardı.
Uzaylı genlerinin bu kızımıza olan hediyesi "zamanı durdurabilme" süper gücü idi. İki işaret parmağını bir birine değdirdiğinde zaman duruyor, iki elini avuçlarından birleştirdiğinde ise zaman tekrar akmaya başlıyordu.
İhtiyaca ve isteğe bağlı olarak etrafındaki kişilere dokunurlarsa onlar da tekrar uyanıyordu.



Şimdi bir düşünün, muhteşem değil mi? Bu güçle hemen hemen her sorun çözülür bence.
Hem annelik görevi başladığından beri en ama en çok ihtiyacımız olan şey , uykudan sonra, zaman değil mi?
Ben şimdi düşünüyorum zamanı durdurma yeteneğim olsa

* Bol bol uyurum, 4 saatten uzun bir uykuyu kast ediyorum.
* Filmleri dizileri izlerim. Dizileri bile 10'ar dakikalık bölümlere bölerek izlemeden kurtulurum.
* Yeni bir yetenek edinmek için kendime zaman ayırırım.
* Şöyle uzun bir banyo yaparım.
* Çocukları zaman donuk iken yıkar ve giydiririm, ama bi dakika galiba sular da akmıyor olabilir zaman durduğunda. Bunu denemem lazım.
* İlaçları çaktırmadan içirirm çocuklara.
* Mutfakta harikalar yaratırım
* Oje sürebilir hatta bozulmadan kurumalarını bekleyebilirim
* Tek başıma, kapımda biri güm güm vurmadan rahat rahat tuvalete girerim.
* Bir kitabı baştan sonra okuyabilirim, aradan aylar geçmediğinden okuduğum bölümde neler olduğunu unutma derdim de olmaz.
* Çocuklarla dışarıda bir kafe veya restoranda kahvem geldiği zaman zamanı durdurur, kahvemi içebilirim.
* Ve sonunda, annebaba saati denilen şeyin ne olduğunu ben de öğreniyor olurum, zira bizde öyle bir saate vakit kalmıyor.


Evet, aklıma gelenlerin bunlar olması bile muhtemelen durumumuzun vehametini gösterdi.

Siz hangi süper güçlerinizin olmasını isterdiniz?





19 Kasım 2015 Perşembe

Günlükler Serisi



İlk bebeğim olduğunda Mayıs ayıydı.Havalar çok güzel olmasına rağmen hiç dışarı çıkmamıştım.Canım istememişti. İkinci bebekte tam tersi oldu. Bu seferde canım hiç içeri girmek istemiyor.Durmadan 2 bebekle 2 arkadaş park bahçe geziyoruz.Cumartesi eski bir arkadaş grubumla yine buluşmam vardı. Güzel bir kafede buluştuk. Hava çok güzeldi ama akşamüstü soğuk çıkınca , 2 bebek de yanımızda olduğu için içeri girmeye karar verdik. Ama bilmediğimiz şey içerisinin konseptinin gece kulubü şeklinde olduğu ve belli bir saatten sonra gece kulübüne döndüğüydü. Neyse biz önden iki bebekle içeri girdik ve Serdar Ortaç locası olarak tabir edilebilecek kadife koltuklara yerleştik. Akabinde bir anda bebekler ağlamaya başladı. Ben emzirme önlüğümü çıkartıp emzirmeye başladım ,arkadaşım da sıcak suyu çıkarıp biberonu hazırlamaya başladı. Arkadan dışarıda kalan üç arkadaşımız yanımıza baya kahkahalar atarak geldiler. Meğer bizim locanın komşu locasında bambaşka bir manzara varmış. Yan tarafa bakmamla benim de gülmeye başlamam bir oldu. Yan locada iri yapılı takım elbiseli bir abimizle gayet güzel bir ablamız doğum günü kutluyorlarmış. Masanın üzeri güllerle donatılmış,"I love you " yazılı balonlar asılmış,önlerinde rakı bardakları... Yan tarafta da biri emziren , biri biberonla bebek besleyen iki kadın. Neyse sonrasında biz fazla kalmadık garsonlar hesabı istediğimiz anda 5 saniye içinde hesabı getirdi. Biz kalktığımız gibi de garsonlar meşaleler eşliğinde doğum günü pastasını getirdi,meğer biz baya baya ambiyansı bozuyormuşuz:))) Sanırım bu kadar gezmeyi de tekrar gözden geçirmeli , azıcık kırıp dizimi evde de oturmalıyım.


Gökçe

17 Kasım 2015 Salı

Haremlik Selamlık üzerine



Çocuklar büyümeye başlar başlamaz diğer çocuk anneleriyle sosyalleşmek, en azından iletişime girmek hepimiz için zorunlu bir olgu.
Çocuklar arkadaşlık yapmaya başlar başlamaz "görüşme" talepleri de gelmeye başlıyor.
Hatta bazen sırf bu yüzden kendinizi hiç tanımadığınız bir kadınla bir kafede baş başa otururken bulabiliyorsunuz.
Neyse ki konuşacak konu var, çoluk çocuk:)

Bu konuda dikkatimi çeken bir konu var. Normalde oldukça modern yaşamlar yaşadığımızı düşünüyoruz.
Okulların ve otobüslerin ve bir çok ortak alanın "haremlik selamlık" olmasına şiddetle karşı çıkarız mesela.
Ancak iş ebeveynliğe geldiği noktada en modern gördüğüm gruplarda bile "haremlik selamlık" ve "sadece annelerden oluşma" konsepti baskın geliyor.

Diyelim ki yuvadan/okuldan bir çocuğun doğum gününe gidilecekse herkesin "gizli gizli" bildiği kural, burada sadece annelerin olacağıdır. Böyle olmadığı da görülür elbette ama birazcık süpriz olur.
Babalar genel olarak orada bulunmaz, en iyi ihtimal bir kaç baba bulunsa da dışarıda bir yerde bir baba masası yapılır ve orada beklerler.
Bunun temel sebebinin birbirini tanımayan anne babaları çağırmak olduğunu biliyorum ve anlıyorum.
Ama bu neden hep annelerin yürüttüğü bir süreç? Hiç gördünüz mü sadece babalardan oluşan bir doğum günü partisi?

Benim eşim zaten bayılır böyle haremlik selamlık, çocuklardan uzak bir masada muhabbet etme fikrine.
Ben genelde karşı çıkarım garip geliyor çünkü bana insanın eşini/babasını dışarıda bir masada oturtması.

Bir başka çok garip platform da whatsup grupları bana göre.
Hem benim oğlumun hem de çevremdeki arkadaşlarımın "okul" ile ilgili konularda konuşmak için kurulan whatsup grubunda sadece "anneler" var.
Neden böyle, neden biz anneler olarak böyle olması gerektiğini düşünüyoruz ve bunu devam ettiriyoruz?
Kaldı ki hem bizim evde hem de eminim ki bir sürü başka evde babalar da çocukları ile ve okulları ile oldukça ilgililer.
Biz eşimi whatsup grubuna çaktırmadan ekledik. Hiç sesini çıkarmadan okuyor konuşulanları. Zira bizim evde büyük olanla genelde babamız ilgili ben anca küçük kıza yetebiliyorum.

İşte her ne kadar moderniz falan sansak da mutlaka ki kökenimizde toplumsal öğelerden gelen bazı alışkanlıklarımız var.

Siz ne dersiniz çok alışmamış mıyız bu garipliğe?

Ceren